Psikolojik Danışma Sürecinde ‘Sessizlik’

Psikolojik danışma sürecinde psikolojik danışmanların sahip olması gereken bazı terapötik beceriler vardır ve bu becerilerden birisi de ‘Sessizlik’tir aslında.. Bu kavramın daha doğru bir ifadeyle söyleyecek olursak, danışma sürecinde bu durumun meydana gelmesi danışman tarafından her ne kadar olumsuz ve korkutucu bir durum olarak görülse de; sorulacak bazı sorular ve kullanılacak teknikler ile bu durumu aleyhimizden lehimize çevirebiliriz aslında.. Peki, bunu nasıl yapabiliriz?

Sessizlik, yerinde kullanıldığında danışanların söylenenleri kafasından geçirmesi, toparlaması, özümsemesi, bazı duygu ve özelliklerin farkında olması açısında aslında çok yararlı ve etkili olur.

Ancak psikolojik danışmanlar, bu sessizlik süresinin uzaması ve rahatsızlık oluşturması durumunda buna uygun bir şekilde müdahale edebilir. Eğer sessizlik psikolojik danışmanca bozulacaksa ‘ilişkinin şimdi ve buradalığı’ koşulu kullanılmalı ve buna özellikle dikkat edilmelidir. Bu koşula örnek olarak aşağıdaki sorular ile sessizlik süreci etkili bir hale getirebilir:

sessizlik2

-Şu anda neler hissediyorsun?

-Şu anda seninle benim aramda neler geçiyor?

-Bu sessizlik ne anlama geliyor?

-Şu anda ne düşünüyorsun?

– Aklından neler geçtiğini paylaşmak ister misin?

gibi sorular bu durumlarda sorulabilir. Bu tür sorular danışanın ‘anı’ yaşamasına; yine o andaki öncelikle düşünceleri ile birlikte hissettiklerinin (duygularının) ve yaşadıklarının farkına varabilmesine yardımcı olabilir. Bu sorular aslında danışanın ‘o an’ aklında geçenler konusunda farkındalık kazanması için, onu bir anlamda kamçılayan sorular olmaktadır..

Bu konuda yapılmaması gereken şey, danışmanın sessizliği bir sorun olarak görmesi ve kendi yetersizliğinden kaynaklandığı hissine kapılıp gereksiz ve danışma süreciyle ilişkili olmayan sorular sorularak sessizliğin bozulmaya çalışılması olacaktır. Bu sorular, psikolojik danışma süreci açısından işlevsel olmayan sorular olabilir ve danışma sürecinde belirlenen hedeften bizleri uzaklaştırabilir.

Danışma sürecinde danışanın sessiz kalması ve bu sessizlik durumunun oluşması çok normal bir durumdur. Ancak belirttiğimiz gibi, bu durum genellikle o an olumsuz duygu ve tepkilere yol açabilmekte, ortamda ve özellikle de psikolojik danışmanda gerginlik ve tedirginliğe yol açabilmektedir. Bu doğrultuda ‘şimdi ve burada’ koşuluna dayalı ve özellikle de açık uçlu sorular ile, bu sessizlik olumsuz bir durum olmaktan çıkarılabilir ve  danışma sürecine katkı sağlayan bir beceriye dönüştürülebilir..

………………………………………………….

Şu an aklınızdan neler geçiyor..? 😉

(*Konuyla İlgili olarak Nilüfer Voltan Acar’ın Nobel Yayınlarından çıkmış olan ‘Yeniden Terapötik İletişim’ adlı kitabından yararlanabilirsiniz…)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

+ 41 = 46