Anlam Arayışındaki İnsan

Bir kitap düşünün ki yarım asırdan önce yazılmış; ama belki içerdikleri ve ifade ettikleri açısından zamanıyla sınırlı kalmamış ve de günümüze de ışık tutmayı başarabilmiş olsun. Bu kitap 20.yüzyılın önde gelen psikiyatrlarından Viktor Frank’ın tarafından kaleme alınmış ve otuzun üzerinde yabancı dile çevrilmiş ve de en iyi kitaplar arasına girmiş bir kitap olan ‘İnsanın Anlam Arayışı’dır. Bu anlamda Frankl’a sık sık ‘kitabınız gerçek bir bestseller oldu. Böylesine büyük bir başarı için ne hissediyorsunuz?’ diye sorulmaktadır. Bu soruya onun tepkisi ise oldukça manidardır: “Buna bakışım her şeyden önce bugün bestseller (en çok satan kitap) konumundaki kitabımı, kendi açımdan bir başarı olarak değil, daha çok, çağımızın içinde bulunduğu acınası durumun bir dışavurumu olarak gördüğümü söylemekten ibarettir; eğer yüz binlerce insan, yaşamın anlamına ilişkin çok az şey vaat eden bir kitaba yöneliyorsa, bu, insanların iliklerinde hissettikleri kavurucu bir sorun demektir..”

İnsanın Anlam Arayışı’nın belki de en önemli özelliği bu eserin Frankl’ın 2. Dünya Savaşı zamanlarında bir Nazi toplama kampında bir tutsak olarak yaşadıklarından ortaya çıkan bir eser olması ve daha sonra da logoterapi (anlam merkezli terapi) olarak adlandırdığı psikoterapi kuramınının gelişmesine dayanak oluşturmasıdır. Kuramında özetle yaşamın anlamını bulabilmek için öncelikle bir amacımızın olması gerektiğini vurgulayan Frankl, acının vazgeçilmez olduğu durumlarda acının da bir anlamı olabileceğini vurgulamaktadır. Yaşamak acı çekmektir, yaşamı sürdürmek çekilen bu acıda bir anlam bulmaktır. Eğer yaşamda bir amaç varsa, acıda ve ölümde de bir amaç olmalıdır. Ama hiç kimse bir başkasına bu amacın ne olduğunu söyleyemez. Herkes bunu kendi başına bulmak ve bulduğu yanıtın öngördüğü sorumluluğu üstlenmek zorundadır. Kişi bunu başarabildiğinde onur kırıcı bütün rezilliklere karşın gelişimini sürdürecektir..‘ Frankl’ın yaşamış olduğu 4 yıl boyunca süren tutsaklık döneminden sonra bu acı ve olumsuz deneyiminden süzülen en değerli farkındalıklarından birisi de şu olsa gerek; ‘Acı da yaşamın kader ve ölüm kadar silinmez bir parçasıdır. Acı ve ölüm olmaksızın insan yaşamı tamamlanmış olmaz..”

Kamplarda gördüğü ve çoğuna birebir şahit olduğu olaylar sonrasında, insanın çektiği acılar ve ölüm karşısında nasıl tavırlar takındığını ve neler hissettiğini özümseyen Frankl, bu tespitlerinin eşliğinde ve ışığında kamp öncesinde filizlendirdiği logoterapi adlı psikoterapi kuramını burada daha da zenginleştirip derinleştirmiştir. Zorlu kamp koşullarına kendisi gibi dayanabilen kişilerin (onu bu mücadelesinde de güçlü kılan toplama kampında yaşadığı acılardan öğrendiklerini bu kitapla başkalarına anlatma fırsatını bulabileceğini düşünmesidir mesela), aslında yaşamak için bir nedeni olan kişiler olduğunu kitabında alıntı yaptığı Nietzsche’nin şu sözünden de rahatlıkla anlayabiliriz, ‘Yaşamak için bir nedeni olan kişi hemen her nasıl’a katlanabilir..’ Tutsaklık kampı deneyimlerinde anlam olmadan kişinin aslında sürdürebileceği bir hayatının da olmayacağını çok iyi gözlemleyen Frankl’a göre: Yaşamında hiçbir anlam, amaç, hedef göremeyen ve bu nedenle sürdürmeyi anlamsız bulan kişinin vay haline. Kaybetmesi uzun sürmeyecektir..”

Yaşamın anlamı nedir? evet bu soru birçok kez kendimize sormuş olduğumuz ve cevabını belki de uzun zamandan beri bulmaya çalıştığımız içimizin en derinliklerinden gelen ve çoğu zaman bizleri rahatsız eden bir sorudur. Frankl’ın bu soruya bakışı ise aslında bizlerden daha farklıdır; “Gerçekten ihtiyaç duyulan şey, yaşama yönelik tutumumuzdaki temel bir değişmeydi. Yaşamdan ne beklediğimizin gerçekten önemli olmadığını, asıl önemli olan şeyin yaşamın bizden ne beklediği olduğunu öğrenmemiz ve dahası umutsuz insanlara öğretmemiz gerekiyordu..” Bir anlamda Frankl bizlerden ‘yaşamın anlamı nedir? diye sormak yerine, yaşamı nasıl daha anlamlı kılabiliriz kendimize?’ diye sormamızı beklemektedir ve yine belki de ‘Yaşamın anlamı nedir?’ diye soran bizlere ‘sen bu soruyu soran değil; aslında cevabını bulmak zorunda olansın! demektedir. Yine kendisi devamını şöyle getirmektedir, “Yaşamın anlamı hakkında sorular sormayı bırakmamız, bunun yerine kendimizi yaşam tarafından her gün, her saat sorgulanan birileri olarak düşünmemiz gerekir. Yanıtımızın konuşma ya da meditasyondan değil, doğru eylemden ve doğru yaşam biçiminden oluşması gerekiyor. Nihai anlamda yaşam, sorunlara doğru çözümler bulmak ve her birey için kesintisiz olarak koyduğu görevleri yerine getirme sorumluluğunu almak anlamına gelir..”

Diğer taraftan yaşamın anlamı öğrenilebilir veya öğretilebilir birşey değildir. Yaşamın anlamı nesnel birşey de değildir’ diye Leopold’un çığlığını bize duyurmaktadır Václav Havel büyük eseri Largo Desolato (Ağır Yalnızlık)’da. Bu doğrultuda ‘Yaşamın anlamı nedir?’; yaşamın anlamı, yaşamda (yaşamakta) bir anlam bulmaktır aslında.. Irvin Yalom da, ‘Annem ve Hayatın Anlamı’ adlı eserinde “Biz insanlar yaratılıştan anlamı olmayan bir dünyaya fırlatılma talihsizliğini yaşamış olan anlam arayan yaratıklarız. En büyük görevlerimizden biri yaşamı destekleyecek kadar sağlam bir anlam icat etmek ve bu anlamı ortaya koymadaki kişisel katkımızı inkâr etme şeklindeki hileli manevrayı gerçekleştirmektir. Böylelikle anlamın dışarıda bir yerlerde bizi beklediği sonucuna varabiliriz..” diye anlamlarımızın kaynağını da bizlere göstermektedir. Bu yönüyle herkesin hayatında aslında bazı ‘anlamlar’ı vardır; ama bunlar gömülüdür, önemli olan bu anlamları bulup ortaya çıkarmaktır. Değer verdiğimiz birisi, eşimiz, çocuğumuz, ailemiz veya hayatımızda yeri olan bir işimiz veya bir kedimiz veyahut bazen gerçekleştirmek istediğimiz dışarıdan küçük gibi görülen bir hedefimiz; bu gibi küçük küçük amaçlar birikerek aslında hayatlarımızın üst amaçlarını ve bu anlamıyla da ‘anlamlarımız’ı oluşturabilmektedir. Baştan anlamsız olan hayatımızı bir nevi bizler anlamlandırmaya çalışıyoruz aslında bu gibi çabalarımızla..

Bütün bunların ötesinde yaşamın anlamı konusunda belki de çok daha sade düşünmemiz gerektiğini bize söylemektedir ‘Hayatın Anlamı’nda Terry Eagleton, ‘Belki de hayatın anlamı nefes alıp vermek kadar basit ve farkında olmaksızın şu anda yapmakta olduğum bir şeydir. Peki ya saklı olması bir yana gözümüzün önünde olduğu için anlaşılmazsa? Hayatın anlamı belki peşine düşülen bir amaç ya da dibi taranan bir gerçeklik yığını değil, yaşamak ediminin ta kendisinde ya da belli bir yaşam tarzında dile gelen şeydir. Sonuçta bir anlatının anlamı, onun yalnızca sonu ya da gayesi değil anlatının kendi sürecidir.” Kim bilir belki benim şu an bu yazıyı yazmış olma sürecim belki de şu an bu yazının sizin tarafınızdan okunuyor olmasıdır şu anki hayatımızın anlamını oluşturan bir parçası..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

89 − 88 =